“Herkes beni yanlış tanıdı.”
Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. Yanağıma saplanmış meyve bıçağını hızla çektim. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. Niko’yla havada göz göze geldik. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. Görünüşe bakılırsa, ömrümüzün son saniyeleriydi. Genç ölecektik. Sarhoştuk…
Biliyorsunuz, ben o düşüşten sağ kurtuldum. Fakat günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel’in dokuzuncu katından uçarım. Dahası, o müthiş düşüş, hayatıma mührünü vurdu. Havuzu boyladım tamam. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı.
Ne zaman riske girsem, tehdit edilsem, işler çatallaşsa dokuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. Bu yalnızca bir his değil; beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. Yani ben aslında hep havadayım. Ölümün üç saniye berisindeyim. Boşlukta ikamet ediyorum. Göründüğüm yerde değilim. Ölümden döndüm, ölüme heri dönmeye hazırım.
Niko’yla aynı anda pencereden fırlamıştık. O benim yerime öldü. Ben onun yerine yaşıyorum. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana, ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde bgeçirmiyorum.
Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim.
O düşüş esnasında ben yok oldum.
Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde ölecekse, neden hepimiz Grand Grave’in dokuzuncu katından atlamıyoruz?
Dünya durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa…
Süremiz belirsiz, zamanımız kısıtlıysa, gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. Kendi adıma konuşayım: Benim yok.
Ermişler de, reklamcılarda aynı şeyi söylüyor: ” An’ı yaşa! ” An’ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun, Grand Grave’in dokuzuncu kat penceresine!
İşinize gelmedi mi?
Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. Kimimiz üç saniye de, kimimiz yüz senede.
Bu kadar basit.
___Korkma Ben Varım - Murat Menteş
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder