Ölenle ölünmüyor, evet. Ama bir taraf hep eksik, yarım!
Yazması zor, düşünmesi zor, gelmeyecek olanı özlemek çok daha zor.
Bu bayramın bir başlangıcı yok. Yarım, bir tarafı eksik.. Kokular diyorum, yüzlerden sonra zihinden asla silinmiyorlar. Başına bağladığı yazmalar hala bıraktığı kokuyla.. Elime alıp burnuma götürdüğüm yazmayı sanki birkaç dakika önce başından çıkartmış da bir yenisini takmış gibi; gitmeye, kaybolmaya vakit bulamamış bir koku. Halbuki öyle değil. Katlanıp kenara konmuşlar. Üstünden 65 gün geçmiş üstüne üslük. Bu bayram bayram gibi değil. Kimse tek kelime etmiyor ama en içte bir yas var, keşkeler var. Gözlerin en içine bakmak yetiyor. Hep birlikte oturulan sabah kahvaltısında sohbeti yok. “Doydun mu? Lokum yaptım ondan da ye. Hani şu en sevdiklerinden..” demeleri yok. En çok o dokunuyor. En çok elini öpememek dokunuyor. Kimsenin buna bayram demeye dili varmıyor.. Koskocaman insanlar sadece –mış gibi yapıyoruz.
22 yaşımda tanıştım ben o tarifi edilemeyen, bir türlü ağzımdan çıkamayan, parmaklarımın yazamadığı durumla. Kocaman kız oldum, kendi ayaklarımın üzerinde durmaya, güçlü olmaya çalışıyorum derken karşılaştım.. En can alıcı yerden geldi de buldu. O’nun yüzüne dair o kadar çok şey hatırlıyorum ki.. Bir taraftan en içimi acıtırken diğer taraftan gülümsetiyor.
Biz seni hatırladıkça gülümsüyoruz burda, sen rahat uyu orda… Elbet yine birlikte uyuyacağız.
Bir de uykuyla uyanıklık arasında görülen rüyalar var; bilinci zorlayan. Sınırı yok. Ne uykudasın, ne uyanık. Afedersin, kabus demeliyim. Rüyalar güzeldir. Gördüklerim güzel değiller. Şu sıralar rüyalarla gerçekleri ayırt edemiyorum. Cümlelerim karışık.
İçimdeki sessizlik taşmak üzere.
Münir Nurettin Selçuk söylüyor: Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç. Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder