- Kim olursak olalım, dünyanın hangi yerinde yaşarsak yaşayalım, ta
derinlerde bir yerde hepimiz bir eksiklik duygusu taşımaktayız. Sanki temel bir şeyimizi kaybetmişiz de geri alamamaktan korkuyoruz. Neyin eksik olduğunu bilenimiz ise çok az.
- Birinin ağzından bal gibi dökülen söz, bir başkasının kulağına zehir gibi gelebilir.
- Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman ha sakın kendini.” diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, ko gitsin!” Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var. (Beşinci Kural)
- Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur. (Altıncı Kural)
- Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin. (Yedinci Kural)
- Aşk bir seferdir. Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur. (On İkinci Kural)
- Ne kadar az bilirsen bilmek istemediğin şeyleri, o kadar az incelir derin, incinir kalbin. O kadar az kanarsın. Böyle bakınca aslında, cehalet o kadar da kötü bir şey değil.
- Kimi insan vardır, hayata muhteşem bir haleyle başlar. Etrafında hareler ışıl ışıl parlar. Ama zamanla renkleri solar, kararır. Sen de onlardansın. Bir zamanlar halen simli sihirli bir beyazmış. Aralarda sarılar ve pembeler benekmiş. Oysa şimdi soluk kahverengi bir şerit var vücudunun etrafında, o kadar. Yazık değil mi? Özlemedin mi hakiki renklerini? Özünle birleşmek istemez misin?
- Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.
- Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki perişan olur onun için. Kimi eline alır almaz şöyle bir kurcalar kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur.
Yalnız hoşlukları, kolaylıkları toplayıp, zorlukları bırakırsak buna “aşk” denebilir mi? Güzeli sevip çirkini elinin tersiyle itmek en kolayı. Sadece hoşumuza giden şeylere şükretmekte ne var? O kadarını Belh’in köpekleri de yapıyor zaten.
- Senin gönlün değişirse dünya değişir. (Yirmi Yedinci Kural)
- Rumi diyor ki; aşk dışarıda bulunan bir şey değildir. İçeriden gelir. Tek yapmamız gereken içimizde bizi aşktan alıkoyan engelleri bulup kaldırmaktır.
- Aşk bir milad demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir. O kadar çok değişmelisin ki, sen sen olmaktan çıkmalısın.
- Hayatta öyle tuhaf yanlışlar vardır ki gözünün önünde cereyan ederken bile karışamaz, durduramazsın.
- Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır insan. (Otuz Beşinci Kural)
- Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmadan için ölmeden önce ölmeli.
- Kimisi Şems olarak doğar. Kimisi Şems olarak ölür..
**** Altını çizdiklerim.
Elif Şafakla Baba ve Piçle tanıştım. Devamında da Araf ve Bit Palas geldi. Aşkın ilk cümlelerini okumaya başladığım andan itibaren hep “Bu kitapta başka bir şey var.” diyerek çevirdim sayfaları. Bazı kitapları okumak için doğru zaman gereklidir. Hep buna inanıyorum. Kitap ilk çıktığında sağda, solda yolda, orda burda herkesin elinde görmemden midir nedir Elif Şafak’ın Aşk’ından geri çektim kendimi. Ben çektikçe o karşıma geldi. En sonunda elime aldım. Öyle doğru bir zamanda geldi ki.. Bir taraftan “Neden bu kadar beklettim ki seni?” diye kendime kızarken diğer taraftan da “Senin en doğru zamanın şu an.”mış dedim.
Bu kitapta iki ayrı aşk var. Biri Ella ile Aziz Z. Zaharanın günümüzdeki aşklarından, diğeri Mevlana ve Şemsin 13. yüzyıla ait ilahi aşkı. Hikaye Amerikalı bir ev kadını olan Ellanın işe başladığı yayınevinden aldığı Aşk Şeriatı adındaki kitabın çevirisiyle başlıyor. Aşk Şeriatında her bölüm aynı sessiz harfle başlıyor. “Mesnevi’yi şerhedenlerin çoğu bu ölümsüz eserin “b” harfiyle başladığına dikkat çeker. İlk kelimesi “Bişrev!”dir. Yani “Dinle!” Tesadüf mü dersin “Suskun” olan bir şairin en kıymetli yapıtına “Dinle!” diye başlaması. Sahi sessizlik dinlenebilir mi?”Ella kitabı okuyup Mevlana ve Şems arasındaki aşkı, dostluğu yaşadıkça dünyaya bakışından tut da, aşka bakışına kadar değişiyor.
Bir de bu kitapta çok konuşulan, fazla eleştirilen 40 kural var Şemsin ağzından dinlediğimiz. Şems bu kurallar için Gönlü Geniş Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 kuralı diyor. Roman da zaten bu 40 kural üzerine kurgulanmış. Şemsin felsefesini yansıtıyor. Tüm düşünceleri, karakterleri, olanı, olması gerekeni, biteni bu 40 kural bağlıyor birbirine. Ben aşkta kurallara karşı, aşkta kuralların olmayacağına inanan bir insanım. Aşkta kural mı olurmuş sende canım! diyerek başlayıp buradaki kuralların amacının yaşamları kalıplaştırmak değil aksine yaşamın merkezine aşkı, sevgiyi, doğruyu oturtmak olduğunu düşünerek kapattım kitabı. Ah şu benim küçük önyargılarım..
Elif Şafak bir röpörtajında Aşk’ın sırrını; “Akılda değil kalptedir. Bu romanı kalbimle yazdım. Okuyanlar kalpleriyle okuyor. Bu öyle dışarıdan bakarak, kitabı okumadan anlaşılacak bir tılsım değil. Bir ruhdaşlık hali. Kitap, yazar ve okur arasında ilmik ilmik ruh akrabalıkları örülüyor.” diyor.
“Bila noksan, eksiksiz bir hayattır sürdüğün. Ya da öyle sanırsın. Alışkanlıklara ayak uydurur, tekrarlara kapılırsın. Sonra beklenmedik bir anda biri çıkar gelir. Etrafındaki kimseye benzemez. Kendini bu insanın aynasında görmeye başlarsın. Var olanı değil, sende eksik olanı gösteren sihirli bir aynadır o. Ve bunca zaman aslında hep eksik yaşadığını, bilmediğin bir şeye hasret çektiğini anlarsın. Sana içindeki boşluğu gösteren bu kişi bir pir, üstad, arkadaş, eş ya da bazen bir çocuk olabilir.Önemli olan seni tamamlayacak ruhu bulmandır” .
Aşka dur diyenlerdenseniz, sınır koyup, inanmayanlardansanız önce siz okumalısınız.
Dip not: Ağlayarak bitirdiğim ilk kitap oldu.
Meramınız aşk, aşkınız baki olsun.. Aşklı okumalar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder