
Seyahate çıkan bir dostumuzun size her vardığı yerden düzenli olarak mektup,kart yazarken birden bire susması,ya öldüğüne veyahut Paris’e vardığına işarettir. Paris’in havasına giren adam, mektup yazmak için artık vakit bulamaz,böyle şeylerle meşgul olmayı hiç düşünmez.
Baştanbaşa bayındır, sekiz-on katlı, bir hiza üzerine dizilmiş, asil taşları, hava tortulanmasıyla simsiyah, aynı mimaride koskoca apartmanlar… Sultanahmet Meydanı genişliğinde, asfalt veya tahta ve nadiren granit döşeli, şehrin her istikametine uzanan ağaçlı,ağaçsız sonu gelmez caddeler… Akla şaşkınlık veren mağzalar, heykeller, barlar, tiyatrolar,müzeler, bahçeler, parklar, anıtlar, taklar… Okları siyah bulutları delen, mermerleri dantela haline getirilmiş asırlık tarihi kiliseler.
Gecenin karanlıkları iner inmez baştan başa sarı, lacivert, kırmızı ışıklardan yapılmış aydınlık bir mimariye dönüşen bu çerçeve içinde günün hemen her saatinde caddeleri dolduran temiz, güzel, terbiyeli,endişesiz, karıncalar gibi çalışan bir insan kalabalığı… Bu kalabalıkta ismi bütün dünyaca tanınmış bilginler, şairler, edipler, sanatkarlar, fahişeler, iş kadınları, her yaştan talebe ve her ülkeden gelmiş bin bir insan örneği var. Bunlar büyük bir meşale etrafına üşüşmüş vızıltılı gece böcekleri gibi Paris caddelerini çeşitli lehçelerinin gürültüsüyle doldururlar. Hiç kimsede yabancı çekingenliği yok. Fransızlardan başka burda herkes, mülkün gerçek sahibiymiş gibi, tuhaf bir şımarıklıkla dolaşıyor. Sanki burası Hintli için Benares, Çinli için Pekin zenci için Tombokto’dur.
Paris’in genel sokak çehresini tamamen çizmiş olmak için rengarenk insan akışına, piyadenin yaşama hakkına saygılı, binbir yönde uçup giden yüz binlerce taksinin, tramvayın, otobüsün, kamyonun ve bisikletin şimşeklerinide eklemek lazım.
Fakat Paris bundan ibaret mi? Hayır. Zira bu aynı cümlelerle, hatta kelime değişmeksizin, bütün yeni Avrupa merkezlerini Berlin’i, Londra’yı, Viyana’yı, Stockholm’ü, Brüksel’i de anlatmak mümkün. Hayır, Paris bunda ibaret değil. Bu dakikada sonbaharın altın yapraklarına bürünmeye başlayan, seması bakır renginde bulutlarla yüklü Paris’in hakiki sokak ruhu kalabalık, evler, mağzalar, ağaçlar, otomobiller değil, fakat o sade giyinmiş, o eşsiz Paris kadınının, bütün musıkilerden daha güzel olan cıvıltısı ve onun etrafa sihirli bir akım gibi dağıttığı pudra ve lavanta kokularıyla dolan, o anlatılmaz, o hafif, o sevimli, o sarhoşlatıcı tatlı havadır !
Ahmet HAŞİM- “Bize Göre” / Paris
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder